Yunanistan, Bulgaristan, Hırvatistan ve Türkiye’nin ortak noktası nedir?

PAYLAŞ:

İnsanların yüzde 60’tan fazlası haberleri zaman zaman ya da sıklıkla takip etmekten kaçınıyor.  Bu tablo yalnızca haber yorgunluğuyla değil, gazeteciliğe duyulan güvenin zayıflaması, siyasi ve ekonomik baskılar ve dijital platformlara artan bağımlılıkla açıklanabilir…

Sizce Yunanistan, Bulgaristan, Hırvatistan ve Türkiye’nin ortak noktası nedir? Tarih veya coğrafi konumla ilgili aşikâr cevaplar dışında…

Cevabı hemen verelim: Bu dört ülkede de haberden kaçınanların oranı, küresel ortalamanın çok üzerinde. Yüzde 60 ile 63 arasında.

Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü’nün 48 ülkeyi kapsayan 2026 Dijital Haber Raporu’na göre, haberleri zaman zaman ya da sıklıkla takip etmekten kaçınanların oranı dünya genelinde yüzde 42’ye ulaştı. 2017’de bu oran yüzde 29’du.

Türkiye’de tablo daha çarpıcı: Her 10 kişiden 6’sı haberlerden zaman zaman ya da sıklıkla uzak duruyor. Bulgaristan ve Yunanistan’da da oran aynı. Hırvatistan’da ise yüzde 63 ile daha yüksek. Türkiye dışındaki diğer üç ülke AB üyesi. Medya üzerindeki baskının en yaygın ve ağır olduğu ülke Türkiye. Ekonomik göstergeler de Türkiye için daha karamsar. Peki nasıl oluyor da haberden kaçınma oranları bu kadar yakın? İnsanlar neden haber okumak, izlemek ya da takip etmek istemiyor?

Akla ilk gelen cevap, savaşlar, krizler, ekonomik sorunlar ve bitmek bilmeyen olumsuz gündem nedeniyle insanların yorulmuş ve bıkkın olması. Ancak uzmanlara göre mesele bundan daha büyük. Okuyucu/izleyici sadece haberden uzaklaşmıyor, gazeteciliğe duyulan güven de giderek zayıflıyor.

Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan ve Hırvatistan basın özgürlüğü açısından da farklı ancak dikkat çekici sorunlarla karşı karşıya. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün (RSF) 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Hırvatistan 64’üncü, Yunanistan 86’ncı, Bulgaristan 87’nci, Türkiye ise 163’üncü sırada. Hırvatistan’da gazetecilere yönelik davalar ve hukuki baskılar, Bulgaristan’da siyasi ve ekonomik müdahaleler bağımsız medyayı zorluyor. Türkiye’de ise durum bambaşka. Medya sahipliği ve gazetecilerin özgürlüğü üzerindeki baskılar çok daha ağır bir tablo ortaya koyuyor.

Hırvatistan, Yunanistan ve Türkiye’den uzmanlarla yaptığımız görüşmeler, bir kısırdöngüye işaret ediyor: İnsanlar haberlerden uzaklaştıkça gazeteciliğin ekonomik koşulları zorlaşıyor, siyasi ve ekonomik baskılar arttıkça haberin niteliği ve güvenilirliği tartışmalı hale geliyor. Bu da insanları haberden biraz daha uzaklaştırıyor.

Yapay zeka ile oluşturulmuştur

GAZETECİLİĞİN GÜVEN KRİZİ

Haberden kaçınmanın nedenleri arasında haber yorgunluğu, güvensizlik ve güçsüzlük hissi öne çıkıyor. Hırvat Gazeteciler Sendikası (SNH) ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) Başkanı Maja Sever, Hırvatistan’daki yüzde 63’lük oranı bu üç duygunun birleşimi olarak değerlendiriyor. Yıllardır süren siyasi çatışma, savaş, yolsuzluk ve ekonomik krizlerin haber akışını bir stres kaynağına dönüştürdüğünü söylüyor.

Türkiye’de ise Doç. Dr. Can Ertuna, yurttaşların siyasi katılım iradelerinin etkisizleştirildiğini görmesinin “İzlesem ne değişecek?” duygusunu güçlendirdiğine dikkat çekiyor.

Selanik Aristoteles Üniversitesi’nden iletişim profesörü Nikos Panagiotou ise tabloyu gazeteciliğin reddi olarak değil, vatandaşlar, medya ve siyasi kurumlar arasındaki daha geniş bir güven krizinin sonucu olarak yorumluyor. Ona göre bu güven krizinde, medyanın siyasi ve ekonomik güç odaklarından bağımsızlığına ilişkin kuşkular önemli bir yer tutuyor:

“Habercilik ile siyasi propaganda, ticari tanıtım ve parti iletişimi arasındaki sınırlar çoğu zaman bulanıklaşıyor. Medya kuruluşları, bağımsız bir denetleyici olarak değil, aynı güç ilişkilerinin bir parçası olarak algılanıyor.”

Türkiye’deki medya sahipliği yapısına dikkat çeken Can Ertuna da kaynakları ve üretim kapasitesi olan medya kuruluşlarının iktidarın doğrudan ya da dolaylı denetimi altında olduğunu savunuyor.

Benzer sorunlar Hırvatistan ve Yunanistan’da da görülüyor. Hırvatistan’da kamu yayıncısı HRT’nin hükümet yanlısı bir yayın çizgisini sürdürmesi ağır eleştiri konusu. HRT’ye duyulan güvenin zayıflamasında, yönetim ve editoryal kadroların siyasi müdahalelerle belirlenmesi önemli bir etken. Maja Sever izleyicilerin bu müdahalelerin farkında olduğunu söylüyor. Siyasi bağımlılığın yanı sıra ekonomik kaynakların daralması, gazetecilerin güvencesizleşmesi ve nitelikli habercilik için gereken zaman ve kaynakların azalması da haberin niteliğini etkiliyor.

Sever’e göre kaliteli gazeteciliğin nasıl finanse edileceğine dair sürdürülebilir bir yanıt hâlâ bulunmuş değil. Haber odaları ayakta kalabilmek için tıklanma rekabetine girerken, çatışma, drama ve sansasyonalizm ekonomik olarak daha fazla ödüllendiriliyor.

HABER ÇOĞALIYOR, ÖZGÜN HABER AZALIYOR

Ekonomik baskı yalnızca gazetecilerin çalışma koşullarını değil, ortaya çıkan haberin kalitesini de etkiliyor. Nikos Panagiotou’ya göre Yunanistan’da özgün haberciliğin yerini giderek kopyala-yapıştır içerikler aldı. Bir mecrada yayımlanan haber, doğrulanmadan kısa sürede başka platformlarda tekrarlanıyor, sosyal medya içerikleri de haber olarak sunuluyor. Türkiye’den bakınca son derece tanıdık bir manzara.

Panagiotou, haber gündemi ile insanların gündelik hayatı arasındaki mesafenin de giderek açıldığı kanaatinde. Ona göre insanlar toplumsal meseleleri umursamadıkları için değil, haberler tekrara, çatışmaya ve duygusal yorgunluğa dayandığı için geri çekiliyor. Haberlerde kendi hayatlarını, sorunlarını ve yaşadıkları toplulukları göremediklerinde medyaya yabancılaşıyorlar.

YENİ ADRES: PLATFORMLAR

Haberden kaçınmayı anlamak için insanların habere nereden ve nasıl ulaştığına da bakmak gerek. Reuters’ın raporuna göre sosyal medya ve Youtube gibi video paylaşım platformları, ilk kez televizyon ve haber sitelerini geride bırakarak habere erişimde en yaygın kaynak hâline geldi. Rapor bu dönüşümü “haber tüketiminin platformlaşması” olarak tanımlıyor.

Ancak kurumsal haber merkezlerinden uzaklaşmak, her zaman bilgiden uzaklaşmak anlamına gelmiyor. Yunanistan’da kullanıcılar kısa videolara, kapalı mesajlaşma gruplarına, newsfluencer olarak anılan haber içerik üreticilerine ve algoritmaların önerdiklerine yöneliyor.

Türkiye’de de Youtube gibi platformlar bağımsız gazeteciliğin ana akım medyanın dışında var olabilmesinin önemli yollarından biri. Reuters raporu ulusal medyanın yaklaşık yüzde 90’ının hükümet kontrolünde olduğunu hatırlatarak, kullanıcıların bağımsız haber kuruluşlarına ve bireysel gazetecilere yöneldiğine dikkat çekiyor. Ancak bu kez başka bir bağımlılık ortaya çıkıyor: Algoritmalar.

Can Ertuna’ya göre sosyal medya platformları bağımsız gazeteciliğe alan açarken, gazetecileri kendi kurallarına ve algoritmalarına bağımlı hale getiriyor. Bir haberin geniş kitlelere ulaşıp ulaşmaması, giderek platformların görünürlük tercihleriyle belirleniyor.

Böylece yeni bir paradoks ortaya çıkıyor: Gazetecilik ana akım medyadan bağımsızlaşırken, dijital platformlara bağımlı hale geliyor. Nitelikli bir haber, algoritmaların görünürlük sınırlarına takıldığında geniş kitlelere ulaşamayabiliyor.

GAZETECİNİN İTİBARI HABERİN DEĞERİ

Platformların yanı sıra gazeteciliğe yönelik baskılar da haberle kurulan güven ilişkisini etkiliyor. Biçimleri değişse de Hırvatistan, Yunanistan ve Türkiye’de gazetecilerin hedef gösterilmesi, hukuki baskılar ve çeşitli müdahaleler ortak bir sorun olarak öne çıkıyor.

Maja Sever’e göre gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle “yalan söyleyen”, “düşman”, “provokatör” ya da “taraf” olarak hedef gösterilmesi, yalnızca gazetecilerin itibarını değil, haberin kendisine duyulan güveni de zedeliyor.

Hırvatistan’da gazetecilere yönelik davalar ve hukuki baskılar özellikle yerel ve bağımsız medya üzerinde caydırıcı etki yaratıyor. Davalar sonuçlanmasa bile gazetecilerin zamanını ve kaynaklarını tüketiyor.

Yunanistan’da ise fiziksel ve dijital saldırıların yanı sıra hukuki baskılar dikkat çekiyor. Nikos Panagiotou, gazeteci Thanasis Koukakis’in “Yunanistan Watergate’i” olarak anılan süreçte Predator casus yazılımıyla izlendiğinin ortaya çıkmasını çarpıcı örneklerden biri olarak gösteriyor. Ona göre gazetecilerin gözetlenmesi, araştırmacı gazeteciliğin temel unsurlarından biri olan kaynak gizliliğini de tehdit ediyor.

Başa dönecek olursak, insanların haberden kaçınmasının tek nedeni kötü haber duymaktan yorulmaları değil. Karşımızda çok daha karmaşık bir mesele var. Önemli olan gazeteciliğin doğru, adil, bağımsız ve kamu yararına hizmet ettiğine duyulan güvenin yeniden kurulması.

Maja Sever’e göre daha az kötü, daha çok iyi haber vermek çözüm değil. Orman yangınları haber yapılmadığında sona ermiyor ya da iklim değişikliği hakkında okumayı bıraktığımızda daha az tehlikeli hale gelmiyor. Gazeteciliğin görevi insanları gerçeklikten korumak değil, gerçekliği anlamalarına, olayları bağlamına oturtmalarına ve bilinçli kararlar almalarına yardımcı olmak. Bu nedenle sorun zor haberlerin varlığı değil. Asıl sorun, insanların bu haberlerin adil, bağımsız ve kamu yararı gözetilerek yapıldığına dair inancını kaybetmesi.

YAZAR HAKKINDA:

Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi Sosyoloji bölümünde tamamladı. Galatasaray Üniversitesi’nde Medya ve İletişim Çalışmaları programında yüksek lisans yapıyor. Daha önce Kapsül’de çalıştı. Farklı kurumlarda sosyal medya ekiplerini ve dijital kanalları yönetti. Serbest gazetecilik yapıyor.

JOURNO E-BÜLTEN

Great! We’ve received your information.