Cambridge Üniversitesi tarihindeki en genç siyah profesör olarak ünlenen Jason Arday hakkındaki akademik usulsüzlük iddiaları, haftalardır İngiliz basınının merceğindeydi. İntihal iddialarının yanısıra yaptığı bazı açıklamalar da “tutarsızlık” olarak değerlendirildi. Arday, 22 günlük sürecin sonunda evinde ölü bulundu. Genç profesör hakkında yayımlanan haberler, Arday’in ölümünün ardından İngiliz basınının haber takibini ve sınırlarını tartışmaya açtı. Kamuoyu haberleri “basın tacizi” olarak yorumlarken, gazeteciler “kamu yararı”nı savundu.
Cambridge Üniversitesi’nde üç yıl önce eğitim sosyolojisi profesörü olarak çalışmaya başlayan Jason Arday, üniversite tarihindeki en genç siyah profesör oldu.
İngiliz medyası o yıl 37 yaşında olan Gana asıllı Arday’in hikâyesine yoğun ilgi gösterdi. Basında genç akademisyenin yaşadığı zorluklar ile yaşam öyküsüne geniş yer verilirken, Arday hakkında övgü dolu yorumlar yapıldı. Gazeteler yaşamını bir başarı öyküsü olarak sundu.

Takvimler 24 Temmuz 2026’yı gösterdiğindeyse, Arday için her şey bir anda tersine döndü.
Profesörün doktora tezi de dahil olmak üzere bazı makalelerinde intihal yaptığı yönündeki iddialara yer verildi. Tartışma zamanla Arday’in konuşmayı 11 yaşında öğrendiği, 35 günde 30 maraton koştuğu, altı günde 600 mil koşarak hayır kurumları için 5.5 milyon sterlin topladığı, okuma yazmayı 18 yaşında öğrendiği ve ailesinin evine domuz kafası gönderildiği gibi kamuoyuyla paylaştığı hayat hikâyesindeki bazı anlatıların “tutarsızlığına” kadar vardı.
Doktora tezinde intihal yaptığı iddiaları üzerine doktora yeterliliği aldığı Liverpool John Moores Üniversitesi’nde Arday hakkında Eylül 2025’te bir soruşturma açıldığı ve genç akademisyenin Şubat 2026’da aklandığı ortaya çıktı. 31 Temmuz’da duyurulan bu gelişme, Arday hakkındaki iddialar etrafında şekillenen haberlerin yayılmasını durdurmadı.

Arday iddiaları reddederken, Cambridge Üniversitesi 5 Ağustos’ta akademisyen hakkında inceleme başlattı. Bundan birkaç saat sonra da Arday, görevinden istifa etti.
Tartışmanın yönünü değiştiren gelişme, Arday’in 14 Ağustos’ta Londra’daki evinde ölü bulunması oldu.
Bu gelişmeden sonra kamuoyu akademisyen hakkındaki iddiaların yanı sıra İngiliz basınının haftalar boyunca sürdürdüğü yoğun haber takibinin kapsamı ve üslubunu da sorgulamaya başladı.
KAMUOYU ‘TACİZ’ DİYOR, GAZETECİLER ‘KAMU YARARI’
Arday’in ailesi, meslektaşları, siyasetçiler ve akademisyenler kamuoyu önündeki muamelenin boyutuna dikkat çekerken, bazıları da haberlerde ırkçı bir çifte standardın etkili olduğunu savundu. Hatta Arday’in ölümü “basın tacizinin bir sonucu” olarak gösterildi ve bu “tacize” ilişkin soruşturma açılması talebiyle imza kampanyası başlatıldı. Kampanyaya 110 benden fazla kişi katıldı.
Arday’in ölümünden medyayı sorumlu tutanlardan biri de ünlü yazar Matt Haig oldu. Haig, “Kendi gündemlerini dayatmak için azınlıkları ve ruhsal açıdan savunmasız kişileri aşırı derecede hedef alan medyaya yazıklar olsun” dedi.
Haig, Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burham’a seslenerek, İntihar Yasası’nda medyaya da yaptırım uygulanacak şekilde değişiklik yapılmasını istedi.
Öte yandan, bu tartışmanın diğer tarafında da Arday gibi kamuya mal olmuş bir akademisyen hakkındaki iddiaları araştırmanın kamu yararı taşıdığı ve “gerçeği ortaya çıkarmanın” gazeteciliğin aslî işlevi olduğu görüşünü savunanlar var.
Bu fikrin baş savunucusu The Guardian. Financial Times’tan gazeteci Stephen Bush ile Times Higher Education editörü Chris Havergal da Guardian’la hemfikir.
Bush, Arday’in siyahi olması nedeniyle farklı bir muameleye maruz kaldığını ancak iddiaları araştırmanın bir kamu yararı taşıdığını söyledi. Havergal da akademisyenin “maruz kalmış olabileceği” ırkçılığı “iğrenç” olarak yorumlayıp konuyla ilgili araştırmaların kamu yararı barındırdığını belirtti.
Times’tan Sarah Ditum da Arday’in bir “medya fırtınası”nın ortasında kaldığını, bunun “korkunç” olduğunu ancak iddiaların ciddi ve incelenmesi gereken bir mesele olduğunu kaydetti.
Arday’in ölümünün medyanın meseleyi ele alışından kaynaklandığını ortaya koyan bir bulgu yok. Aynı şekilde hakkındaki -doktora tezi hariç- bütün iddiaların doğru ya da yanlış olduğu sonucuna varmak için yürütülen incelemeler de tamamlanmış değil.
Ancak ölçülebilir bir medya var. Arday hakkındaki iddiaların kamuoyuna taşındığı ilk günden ölümüne kadar geçen süreçte İngiliz basınında yayımlanan haberlerin sayısı, sıklığı ve zaman içindeki yoğunlaşması, bugün medyanın tartışılan rolünü değerlendirmek için bir pencere açıyor.
Uluslararası medya izleme ve analiz platformu Newscord da bu pencereden baktı ve Arday hakkındaki haber gündeminin nasıl genişlediği ile tartışmanın boyutunu niceliksel olarak ortaya koydu.
HER ŞEY, BİR BLOG YAZISI İLE BAŞLADI
Platform, bunun için Arday hakkındaki iddiaların basına ilk yansıdığı 24 Temmuz ile akademisyenin ölü bulunduğu 14 Ağustos tarihleri arasında 15 büyük İngiliz gazetesinde yayımlanan ve iddiaları barındıran tüm haber, makale, köşe yazısı, başyazı ve okuyucu mektuplarını analiz etti.
Buna göre her şey, kendisini “ırk gerçekçisi” olarak tanıtan eski Cambridge araştırmacısı Nathan Cofnas’ın 21 Temmuz’da kaleme aldığı bir blog yazısıyla başladı. Irkçı ifadeler taşıyan bir yazısı nedeniyle 2024’te Cambridge Üniversitesi’ne bağlı Emmanuel College’dan kovulan Cofnas, 21 Temmuz’da yayımladığı “Cambridge’de DEI Sahtekarlığı ve Örtbas” başlıklı yazısında, Arday’in tezinde ve makalelerinde intihal olduğunu iddia etti ve onun tüm hayat hikayesini sorguladı.
Bundan üç gün sonra, 24 Temmuz’da ise Telegraph, Cofnas’ın bu yazısını “Cambridge’in çeşitlilik sembolü intihal tartışmasında” başlığıyla haberleştirirek ana akıma taşıdı. Telegraph, haberinde, Arday’in doktora tezini analiz ettirdiklerini ve 100’den fazla bölümün Brunel Üniversitesi öğrencisi Paula Zwozdiak-Myers’ın 2009 tarihli doktora teziyle tamamen veya neredeyse aynı olduğunu tespit ettiklerini de belirtti.
Telegraph’ın bu haberinden sonra, tüm İngiliz basını Cofnas’ın blog yazısındaki iddiaları haberleştirmeye başladı.
Arday’in görevinden istifa ettiği tarih olan 5 Ağustos’a kadarki 12 günlük süreçte, iddialarla ilgili yalnızca Times/Sunday Times, Telegraph, Daily Mail/MailOnline, Independent, Spectator, Guardian, BBC News, Times Higher Education ve GB News’ten oluşan dokuz büyük İngiliz gazetesinde toplam 34 haber yayımlandı. Bu, günde ortalama yaklaşık üç haber demek.

İstifa ettiği 5 Ağustos ile ölü bulunduğu 14 Ağustos tarihleri arasında ise Arday hakkındaki haber sayısında gözle görülür bir artış yaşandı. Bu dokuz günlük zaman diliminde toplam 188 haber yayımlandı ve böylelikle günlük yaklaşık üç olan ortalama haber sayısı, 20.9’a çıktı.
Öldüğü gün saat 22.00 itibarıyla ise genç akademisyen hakkında 27 haber yapıldı.
22 GÜNDE 249 HABER; 158’İ ALTI BÜYÜK GAZETEDEN
Sonuç itibarıyla, Arday hakkındaki iddialarla ilgili ilk haberden ölü bulunduğu tarihe kadar geçen 22 günde Times/Sunday Times, Telegraph, Daily Mail/MailOnline, Independent, Spectator, Guardian, Daily Express, BBC News, Times Higher Education, Sun, GB News, Sky News, Metro, Daily Mirror ve Daily Star’dan oluşan 15 gazete, iddialarla ilgili toplam 249 haber yayımladı.

Times, Telegraph, Daily Mail, Independent, Spectator ve Daily Express gazeteleri ise bu 15 gazete arasında öne çıktı. Zira bu altı gazete, yalnızca Arday’in istifası ile ölümü arasındaki dokuz günlük süreçte toplam 158 haber yaparken, bunların büyük çoğunluğu “yoğun” eleştiri, hatta yer yer alay içerenlerden oluştu.

Bunlar, aynı zamanda genel tabloda da iddialarla ilgili en fazla haber yapan gazeteler oldu.
249 haber, 170 farklı gazeteci tarafından kaleme alınırken, Arday hakkında en çok haber yapan gazeteci Telegraph’tan Albert Tail oldu. Onu yine Telegraph’tan Gordon Rayner takip etti. Üçüncü sırada ise Times’tan Emma Yeomans yer aldı.

17 haber ise imzası bir şekilde yayımlandı.
GROVE HABERİNİN ARKASINDA ANCAK…
Newscord, fitili ateşleyenin Cofnas’ın 21 Temmuz tarihli blog yazısı olduğunu söylese de iddiaların temeli Eylül 2025’e dayanıyor.
Times Higher Education muhabiri Jack Grove, Arday’in doktora tezi de dahil olmak üzere akademik çalışmalarında intihal, özel hayatına dair açıklamalarında da çeşitli “tutarsızlıklar” ileri sürdü. Grove, bugün basına yansıyan haberlerde de yer alan tüm bu iddiaları 63 sayfalık bir rapor haline getirdi ve Eylül 2025’te Arday’e sundu. 97 sayfadan oluşan kanıtları da paylaşan gazeteci, yayımlayacağı haber için Arday’e cevap hakkı tanıdı.
Ancak yine Grove’un iddiasına göre Arday, yanıt olarak, avukatlarına talimat verdi. Üzerine de gazeteci hakkında taciz suçlamasıyla şikâyette bulundu. Netice itibarıyla Times Higher Education Grove’un iddialarını haber yapmaktan vazgeçti ve olay kapandı.
Grove, Arday’in ölüm haberi geldikten iki saat sonra yayımlanan ve tüm bunları anlattığı yazısında, haberciliğinin arkasında olduğunu belirtti.
Bununla birlikte, meselenin ciddiyetle yürüttüğü kendi araştırması sonrası gündem olması gerektiğini belirten Grove, şöyle devam etti:
“Ancak hukuki tehdit, söz konusu bulguların bir Substack blog yazarı tarafından ele alınmasına yol açtı. Bu yazar, bulduğu şeyin ne kadar güçlü olduğunun farkındaydı ve benim katılmadığım sonuçlara varmaya hazırdı. Benim için bu, her şeyden önce potansiyel bir araştırma usulsüzlüğü hikâyesiydi ve öyle kalmalıydı.”
İNCELEME BAŞLATILDI
18 Ağustos’ta bir açıklama yapan Bağımsız Basın Standartları Örgütü (IPSO) ise Arday hakkındaki son haberlerle ilgili çok sayıda şikayet aldıklarını ve bunları incelediklerini söyledi.
Birleşik Krallık’taki gazete ve dergileri denetleyip düzenleyen IPSO, “Editörlere, böyle bir olayın ardından haber yaparken empati ve sağduyuyla hareket etmenin önemini hatırlatıyoruz. Düzenlemeye tabi tüm yayıncıların bu yükümlülükleri ciddiyetle yerine getirmesini bekliyoruz” dedi.





