Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği’nin yeni raporuna göre; Avrupa Birliği’nde medyada tekelleşme artarken, kamu yayıncılığı da siyasi ve ekonomik baskılarla zayıflıyor. Gazetecilerin güvenliği ise saldırılar ve ölüm tehditleri nedeniyle “kritik bir eşikte.” Rapora göre yasalar da sorunu çözmüyor.
“Avrupa Birliği’nde medya özgürlüğü ve çoğulculuk tehdit altında” denilen raporda, yetkililer alarma geçmeye çağırılıyor.
Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği (Liberties), 2026 Medya Özgürlüğü Raporu’nu yayımladı.
Avrupa’da basının ne denli özgür olduğunu tespit etmek amacıyla hazırlanan rapor için, 2025 yılı boyunca, Avrupa Birliği (AB) üyesi 22 ülke izlendi.
Rapora göre, 2025 yılı, AB’de medya özgürlüğü ve çoğulculuk açısından iyileşme değil, derinleşen sorunların yılı oldu.
AB ülkelerinde medya ortamının, önceki yıllara kıyasla 2025’te daha yoğun, daha az şeffaf ve kamuoyu nezdinde daha az güvenilir hale geldiği belirtildi.
Medya sahipliğinin, birçok ülkede; az sayıda aktörün elinde toplandığı, kamu yayıncılığının siyasi müdahale ve bütçe kesintileriyle zayıfladığı, gazetecilerin ise tehdit, şiddet, çevrimiçi taciz ve hukuki baskılarla daha fazla karşı karşıya kaldığı vurgulandı.
“Bu raporun bulguları AB yetkililerini alarma geçirmeli çünkü medya özgürlüğü ve çoğulculuk tehdit altında” ifadelerinin yer aldığı rapora göre, Avrupa Komisyonu’nun medya özgürlüğü alanındaki tavsiyeleri de birçok ülkede karşılık bulmadı.
MEDYADA TEKELLEŞME ARTIYOR
Raporun en dikkat çekici bulgularından biri, AB genelinde medya sahipliğinin giderek daha az sayıda aktörün elinde toplanması oldu.
Bulgaristan’da sektörün yüzde 92’sini BTV ve Nova isimli iki medya şirketinin kontrol ettiği belirtildi. Hırvatistan’da üç yayıncı basılı medyanın, sektörün yüzde 84’üne sahip olduğu, dört televizyon yayıncısının da pastanın yüzde 91’inden fazlasını elinde bulundurduğu ifade edildi. İspanya’da ise Atresmedia ve Mediaset España’nın, reklam pazarının yüzde 80’inden fazlasını kontrol ettiği ifade edildi.
Fransa’da medya az sayıda milyarder arasında paylaşılırken, Hollanda’da DPG Media’nın RTL Nederlands’ı satın alması da şirkete baskın bir pazar konumu kazandıran gelişmeler arasında gösterildi.
Almanya’da genel medya çeşitliliğinin görece yüksek olduğu, buna karşın kırsal bölgede yerel gazete tekellerinin büyüdüğü ifade edildi.
Macaristan ise raporda medya sahipliği konusundaki en sorunlu olduğu ülkelerden biri olarak öne çıktı. Zira hükümete yakın Indamedia’nın ülkenin pazar lideri tabloid gazetesi Blikk’i satın alması ve Radio Free Europe’un Macaristan’daki faaliyetlerinin sona ermesi, raporda “bağımsız haber odalarının sayısını azaltan gelişmelerden” biri olarak gösterildi. Çok sayıda medya şirketini kontrol eden KESMA’nın faaliyetlerini sürdürmesi de ülkede medya çoğulculuğu açısından temel sorunlar arasandı sayıldı.
Yunanistan’da ise medya sahipliği, büyük ölçüde siyasi bağlantıları bulunan varlıklı aileler ve özellikle denizcilik sektöründeki güçlü aktörler etrafında yoğunlaştı.
Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği (Liberties), AB’deki bu tekelleşmelerin haber çeşitliliğini, farklı görüşlerin görünürlüğünü ve kamuoyunun dengeli bilgiye erişimini zayıflattığını kaydetti.

KAMU YAYINCILIĞI BASKI ARACI OLARAK KULLANILIYOR
Raporun üzerinde durduğu bir diğer konu, kamu kaynaklarının medyaya eşit dağıtılıp dağıtılmadığı oldu.
Rapora göre, 2025 yılı birçok AB ülkesinde kamu yayıncıları açısından ağır siyasi müdahaleler, bütçe kesintileri ve yapısal değişikliklerle geçti.
Bu konudaki en çarpıcı örnek ise yine Macaristan. Ülkede kamu yayıncılığı hükümet propagandası için kullanılırken, hükümet yanlısı yayın süresi yüzde 73’e çıktı.
Raporda, Slovakya’da kamu yayıncısı STVR’nin doğrudan siyasi kontrol altında olduğu ve devlet tarafından ele geçirilmiş bir yapı haline geldiği, İtalya’da RAI yönetimine ilişkin atama sürecinin kamu yayıncılığını kilitleyen bir unsur olduğu, Malta ve Romanya’da ise siyasi olarak atanan yönetim kurullarının editoryal bağımsızlığa müdahale ettiği kaydedildi.
Almanya’da 16 radyo istasyonu, iki haber televizyon kanalı ve bir çocuk programının kapatılması da kamu yayıncılığı üzerindeki finansal baskının örnekleri arasında gösterildi.
“GAZETECİLERİN GÜVENLİĞİ 2025’TE KRİTİK BİR NOKTAYA ULAŞTI”
Raporun en çarpıcı bölümlerinden biri ise gazetecilerin güvenliğiyle ilgili.
Liberties’e göre, 2025’te gazeteciler ve medya çalışanları aşırı fiziksel şiddet, sistematik hukuki taciz, çevrimiçi saldırılar ve gözetim tehdidiyle karşı karşıya kaldı.
Raporda, 2025’te gazetecilere yönelik, ölüm tehditleri de dahil olmak üzere çevrimiçi nefret söylemi içeren 377 ‘ciddi olay’ yaşandığı ve bunun bir rekor olduğu belirtildi.
İtalya ve Yunanistan’da araştırmacı gazetecileri hedef alan patlayıcılı saldırıların yaşandığını belirten Liberties, İtalya’da organize suç örgütlerinden gelen tehditler nedeniyle 20 gazetecinin de 7 gün 24 saat polis koruması altında bulunduğunun altını çizdi.
Rapora göre, 2025’te gazetecilerin güvenliğini riske atan önemli faktörlerden biri de siyasetçiler tarafından yürütülen karalama kampanyaları oldu.
Malta, Macaristan ve Romanya’da bağımsız medya kuruluşları siyasetçiler tarafından “karanlık güçler” ya da “yabancı propaganda makineleri” gibi ifadelerle hedef gösterildi.
Belçika, Fransa, Almanya ve Yunanistan’da ise protestolar sırasında hem göstericilerin hem de kolluk kuvvetlerinin gazetecilere yönelik saldırıları yaygın bir hâl aldı.
2025’te gözetim de gazeteciler için ciddi bir tehdit olmayı sürdürdü. Rapora göre, İtalya ve Romanya’da araştırmacı gazeteciler casus yazılımlarla aylarca izlendi, Slovenya ise Medya Yasası’yla birlikte haber odalarında gözetimi açık biçimde yasakladı.
MEDYAYA DUYULAN GÜVEN AZALIYOR
Liberties’in raporu, AB’de medyaya güvenin de ülkeden ülkeye büyük farklılık gösterdiğini ortaya koydu.
Güvenin istikrarlı olduğu ülkelerde bu durum çoğunlukla kamu yayıncıları ya da yerel haber kuruluşlarına duyulan güvenle ilişkili. Buna karşılık güvenin düşük olduğu ülkelerde ise şeffaf olmayan finansman, tarafsızlık sorunları ve siyasi müdahale öne çıktı.
Rapora göre, ulusal medyaya güven 22 AB ülkesinden yalnızca Almanya (yüzde 83), Estonya (yüzde 80) ve İrlanda’da (yüzde 72) “nispeten yüksek”.
Buna karşılık Yunanistan’da yüzde 22, Romanya’da yüzde 26,9, Bulgaristan’da ise yüzde 26 ile “kritik düzeyde” düşük.
Rapora göre, güven düzeyleri siyasi ve etnik kutuplaşmayı yansıttı. Örneğin, Estonya’da ana dili Estonca olanlar arasında güven yüksekken, diğer etnik gruplar arasında düşük. Belçika’da ise Flaman ve Fransızca konuşan topluluklar arasında belirgin bir fark var.
Malta’da medyaya güvenin büyük ölçüde parti aidiyetlerinden etkilendiği belirtildi.
İtalya, Letonya ve Almanya’da kamu yayıncıları, sosyal medyaya kıyasla daha güvenilir. Macaristan’da ise çevrimiçi platformlar ana akım medyaya göre daha az taraflı.
Rapora göre, Avrupa Medya Özgürlüğü Yasası (EMFA) ve Kamu Katılımına Karşı Stratejik Davalarla Mücadele Direktifi (Anti-SLAPP Directive) gibi yasal düzenlemeler Avrupa Birliği’nde basın özgürlüğünü korumak için tek başına yeterli değil.
Liberties, bu yasaların uygulamasını yakından izleme, gerekli durumlarda ihlal prosedürleri başlatma, gazeteciler için güvenlik mekanizmalarını güçlendirme ve medya çoğulculuğu, medya okuryazarlığı ile doğruluk kontrolü için fonları artırma çağrısı yaptı.


