Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) 74 yaşında…
Darbelerden sansüre uzanan 74 yıllık mücadelesini sürdüren TGS, “Ben, sen, o… Sendika biziz” diyerek gazetecileri örgütlü dayanışmaya çağırıyor.
Farklı kuşaklardan gazeteciler için sendika, “Yalnız olmadığını bilmek” demek.
Bir gazeteci için bazen bir telefon kadar yakındır dayanışma. İşten çıkarıldığında, baskıyla karşılaştığında, gözaltına alındığında ya da hakkını aramak istediğinde yalnız olmadığını bilmek…
Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), 74 yıldır binlerce gazeteci için tam da bu anlamı taşıyor.
1952’den bu yana binlerce gazeteci için yalnızca bir sendika değil; hak mücadelesinin, basın özgürlüğünün ve mesleki dayanışmanın adresi olan Türkiye Gazeteciler Sendikası, 10 Temmuz’da 74. kuruluş yılını kutluyor.

NASIL DOĞDU?
10 Temmuz 1952 yılında İstanbul Gazeteciler Sendikası, Cevat Fehmi Baştürk, Nazım Ulusoy, Ahmet İhsan, Hıfzı Topuz, Ali Karakurt ve Cevat İstek’in de aralarında bulunduğu 20 duayen gazeteci tarafından kuruldu.
Cevat Fehmi Baştürk, Hıfzı Topuz, Abdi İpekçi, Oktay Türkböke, Nail Güreli, Orhan Erinç, Eren Güvener, Şükran Soner’inde aralarında bulunduğu 22 genel başkan sendikayı bugüne taşıdı.
1957 yılında Türk-İş’e katılan sendika, 1961’de -günümüzde de yürürlükte olan- Basın İş Kanunu’nun (eski adıyla 212, yeni adıyla 5953 Sayılı Kanun) çıkması sürecinde etkin bir rol oynadı. 9 gazete patronunun 3 gün gazete çıkartmama kararına karşı Basın gazetesini çıkartıp, eylemler yürüyüşler düzenledi.
1963’te Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir’deki sendikalarla aynı çatı altında toplanarak Türkiye Gazeteciler Sendikası adını aldı.
1971 yılında alınan kararla gazete, dergi ve ajans çalışanlarının tek çatı altında örgütlenmesi benimsendi. 1996’da yapılan tüzük değişikliğiyle radyo ve televizyon çalışanlarının da üyeliğinin önü açıldı. 2013 yılında ise yasal düzenlemeyle faaliyet alanı “Basın, Yayın ve Gazetecilik” işkolu olarak genişletildi ve matbaa ile yayınevi çalışanlarının da sendikaya üye olabilmesi mümkün hale geldi.
1965’te Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’na (IFJ), 2005’te Avrupa Gazeteciler Federasyonu’na (EFJ), 2020 yılında ise UNI Küresel Sendikası’na üye olan TGS, bugün medya sektöründe 13 farklı işyerinde yetkili olarak faaliyet gösteriyor.

74 yıllık tarihinde yalnızca çalışma yaşamındaki hak kayıplarına karşı mücadele etmeyen TGS, Türkiye’nin siyasi tarihine damga vuran askeri müdahaleler ve baskı dönemlerinde de gazetecilerin yanında yer aldı. 27 Mayıs’tan 12 Mart’a, 12 Eylül’den 28 Şubat’a uzanan süreçte basın üzerindeki baskılara, sansüre ve sendikasızlaştırma politikalarına rağmen örgütlü mücadelesini sürdürdü.
Son 20 yılı aşkın dönemde ise medya sektörü yalnızca ekonomik dönüşüm değil, siyasal baskılar ve hızlanan sendikasızlaşma süreciyle de karşı karşıya kaldı. Çok sayıda gazeteci işten çıkarıldı, medya kuruluşları el değiştirdi, haberleri nedeniyle gazeteciler hakkında soruşturmalar açıldı ve çok sayıda basın emekçisi yargılandı. Bu süreçte TGS, basın özgürlüğüne yönelik ihlallere karşı açıklamalar yaptı, işten çıkarılan gazetecilerin hukuki mücadelelerine destek verdi, grevler yaptı. Toplu iş sözleşmesi süreçlerini sürdürdü ve sendikal örgütlenmenin yeniden güçlenmesi için çalışmalar yürüttü.

“SENDİKA YALNIZ HİSSETMEDİĞİM BİR YER”
TGS’nin yıldönümü dolayısıyla konuşan farklı kuşaklardan gazeteciler, sendikanın yalnızca hak arama mekanizması olmadığını, aynı zamanda dayanışmanın ve mesleki güven duygusunun simgesi olduğunu anlattı.
Bianet editörlerinden Hikmet Adal, sendikanın kendisi için “yalnız olmadığını bilmek” anlamına geldiğini belirtirken, gazetecilik gibi güvencesizliğin yoğun yaşandığı bir meslekte hakların ancak birlikte savunulabileceğini ifade etti. 2018 yılından bu yana TGS üyesi olduğunu belirten Adal, sendikalı olduktan sonra çalışma hayatına daha kolektif bakmaya başlamış. Emeğin koşullarını görünür kılmanın gazeteciliğin ayrılmaz bir parçası olduğuna vurgu yapıyor:
“Gazetecilik gibi güvencesizliğin, baskının ve belirsizliğin çok yoğun hissedildiği bir alanda, hakların ancak birlikte savunulduğunda gerçek anlamda korunabileceğini düşünüyorum. Bu yüzden sendika benim için sadece çalışma koşullarına dair bir örgütlenme değil aynı zamanda dayanışma, sözünü birlikte kurma ve mesleğe sahip çıkma zemini.”

İzmir’de gazetecilik yapan Mazlum Vesek ise sendikayı “toplumsal mücadele tarihinin en önemli dayanışma kurumlarından biri” olarak tanımlıyor. 10 yılı aşkın süredir TGS üyesi Vesek, sendikanın üç çeyrek yıldır gazetecilerin tanıklığını değere dönüştüren güçlü bir mirası temsil ettiği görüşünde:
“Kişisel olarak bu ortamda olmak, düşünsel olarak faydalandığım ve en önemlisi mesleki dayanışma adına kendimi yalnız hissetmediğim bir yer.”
‘SENDİKA, GÜVEN DEMEK’
Gamze Elvan sendikayı “güvence” olarak tanımlıyor. 2 yıldır sendika üyesi olan Elvan, sendikalı olduktan sonra emeğinin karşılığını savunmayı öğrendiğini anlatıyor:
“Sendika benim için güvence demek. Haklarımı daha iyi ve haklı bir şekilde savunabilmek demek. Ve bunu toplu bir şekilde gür sesle duyurabilmek demek.
Sendikalı olduktan sonra emeğimin karşılığını savunmayı öğrendim. Hukuki olarak haklarımı çok net bir şekilde öğrendim. Yan haklarımdan faydalanabildim. Kolektif hareket etmeyi öğrendim.”

“SENDİKASIZLIK SADECE DÜŞÜK ÜCRET DEĞİLDİR”
Gazeteci Nurcan Bilge Gökdemir, sendikalı olmanın önemini sendikasızlığın sonuçları üzerinden tarif ediyor. Sendikasızlığın yalnızca düşük ücret ve güvencesizlik anlamına gelmediğini belirten Gökdemir, editoryal bağımsızlığın da büyük ölçüde zedelendiğine dikkat çekiyor:
“1980 askeri darbesi sonrası ülkeye hakim olan neoliberal politikaların AKP iktidarları döneminde hız kazanmasıyla medya büyük ölçüde sendikasız bırakıldı. İktidar-sermaye işbirliği ile güdümlü sendikalara yol verildi. Bunun sonucu medya çalışanları hakça bir ücret ve çalışma düzeninden mahrum olurken yurttaşlar da haber alma hakkından yoksun bırakıldı. İşsizlik tehdidi ile sendikalarından istifaya razı olan medya çalışanları örgütsüzlüğün tecrübelerini çok acı bir şekilde yaşadı. Bir günde sendikasından vazgeçenler bir günde kapıya konuldu, açlık düzeyinde ücretlere razı oldu, kötü çalışma koşullarına sesini çıkartamadı, emeklilik hakkından mahrum bırakıldı, en az bunlar kadar önemli olan bir başka şeyden daha vazgeçti: Mesleğini hakkıyla yapabilmek, halkın haber alma hakkının gereğini yerine getirmek.”
Medya çalışanlarının kendilerini “işçi-emekçi” kimliğiyle tanımlamaları gerektiğini belirten Gökdemir, insanca çalışma koşullarının ancak örgütlü mücadeleyle mümkün olacağını söyledi.

‘EN ZOR GÜNÜMDE YANIMDA SENDİKAM VARDI’
Gazeteci Sultan Özer ise 1995 yılından bu yana TGS üyesi. Sendikanın kendisine hiçbir zaman yalnız olmadığını hissettirdiğini söyleyen Özer, iktidar baskısıyla karşılaştığı bir haksızlıkta sendikanın kendisine sahip çıktığını şu örnekle anlattı:
“2008 yılı kasım ayında, Başbakanlık Basın Danışmanı Akif Beki tarafından 7 gazeteci ile birlikte akreditasyonum iptal edildiğinde, ilk yanımda olan sendikamdı. Diğer gazeteciler kişisel davalar açarken, sendikam ile birlikte dava açtık, açıklamalar yaptık. 2,5 yıl süren dava sürecinde sendika hep yanımda oldu, aslında o davayı birlikte kazandık.”
Anadolu Ajansı’nda sendikal örgütlülüğün sona ermesinin ardından çalışanların haklarında önemli gerilemeler yaşandığını söyleyen Özer, tüm gazetecilere TGS çatısı altında örgütlenme çağrısı yaptı:
“TGS üyeliğinin en büyük yararını gören o dönem AA çalışanları idi. Birçok ortamda da genel kurullarda da dile getirdim. Ne zaman ki iktidar eliyle TGS’nin AA’da örgütlülüğü bitirildi, meslektaşlarımızın ve diğer ajans çalışanlarının haklarında büyük bir gerileme yaşandı. Bugünden geriye baktığımda tüm meslektaşlarıma, basın emekçilerine, ‘kendinizi güçlü hissetmek, kazanımlar elde etmek istiyorsanız TGS’de örgütlenin, üye olun’ çağrısı yapmak isterim.”

Gazeteci Gökçen Çamlıyurt da sendikanın farklı güç odakları karşısında ortak ses olabilmenin en güçlü yolu olduğunu belirtti. Meslek hayatı boyunca haber nedeniyle baskı gördüğü dönemlerde, özlük hakları mücadelesinde ve işveren karşısında haklarını savunurken sendikanın her zaman yanında olduğunu anlattı:
“Sendika benim için; iktidarın, sermayenin ya da herhangi bir güç odağının tek bir kişiyi yutabildiği bir yerde yan yana gelebilmek, ortak ses, ortak yürek olabilmek demek. Voltran’ı oluşturmak demek 🙂 Bir araya gelmenin yarattığı güç; güven ve umut verici. Gazetecilik dışarıdan bireysel bir mücadele gibi görünse de ortak değerler etrafında buluşmadan, birbirimize sahip çıkmadan ve dayanışmayı büyütmeden ayakta kalabilen bir meslek değil.”
Çamlıyurt, gazetecilerin güvenceli çalışmasının yalnızca çalışanlar için değil, toplumun doğru haber alma hakkı ve demokrasinin geleceği açısından da vazgeçilmez olduğunu şu örnekle aktarıyor:
“Sendika da bu dayanışmanın en somut, en güçlü karşılığı. Ben Anadolu Ajansı’nda işe başladığımda, 2000 yılından söz ediyorum, iş sözleşmemle birlikte TGS üyeliğim de başlamıştı. Sendikalı olmanın gerçek değerini ise meslek hayatımın içinde öğrendim. Bir bakan, yaptığım bir haberden rahatsız olup Ajans yönetimine şikâyette bulunduğunda arkamda sendika vardı; benim kuşağımın kaybettiği yıpranma payının en azından bir bölümünün geri kazanılması mücadelesinde sendika vardı; işveren karşısında haklarımızı savunurken masada sendika vardı. Bence sendika emeğin olduğu her iş kolunda gerekli. Ama gazetecilik söz konusu olduğunda sendikanın önemi daha da artıyor. Çünkü gazetecilerin güvenceli çalışabildiği, haklarını savunabildiği bir ortam yalnızca gazeteciler için değil, toplumun doğru haber alma hakkı ve demokrasi için vazgeçilmez.”

“ÖRGÜTLÜLÜK GÜVENCE DEMEK”
Öte yandan farklı kuşaklardan gazetecilerin tanıklıklarında ortak duygu “yalnız olmamak” oldu. Gazeteciler, kimi zaman haberleri nedeniyle hedef gösterildiklerinde, kimi zaman toplu iş sözleşmesi süreçlerinde ya da hak ihlalleri karşısında sendikanın yanlarında olduğunu anlatıyor. Yaklaşık altı yıldır TGS üyesi olan gazeteci Elif Turgut, bu ortak duyguyu “örgütlülük güvencesi” sözleriyle özetliyor:
“Benim için sendika, en çok da dayanışma ve örgütlülük güvencesi demek. Gazetecilik giderek daha zor koşullarda yapılırken, insan tek başına kaldığında hem haklarını savunmak hem de mesleğini özgürce sürdürmek çok daha güçleşiyor. Aynı sorunları yaşayan meslektaşlarla yan yana durabilmek sendikanın en kıymetli tarafı.
Sendikalı olduğum süreçte birçok gazetecinin toplu iş sözleşmesi mücadelesine, sendikalaşma çabalarına tanıklık ettim. Farklı iş yerlerinde verilen bu mücadelelerin, gazetecilerin yalnız olmadığını hissettiren ortak bir dayanışma zemini oluşturduğunu gördüm.
Gazeteciler üzerindeki baskılar, antidemokratik uygulamalar ve haber yaptığı için hedef gösterilmenin sıradanlaştığı bir dönemde, sendikalı olmak aynı zamanda gazeteciliği savunmanın da bir parçası.”

5N1K+1S – SENDİKA
74 yıl önce gazetecilerin haklarını savunmak için kurulan TGS, bugün de yalnızca basın emekçilerinin ekonomik ve sosyal hakları için değil, gazeteciliğin temel ilkeleri olan “Ne, Nerede, Ne Zaman, Nasıl, Neden ve Kim?” sorularının özgürce sorulabildiği bir ülke için mücadele ediyor. Bu nedenle sendika, “5N1K” kuralına bir de sendikayı ekleme çağrısı yapıyor: “5N1K1S”


