Basın tarihimizin en önemli tanıklarından foto muhabiri Garbis Özatay’ın ölümünün üzerinden bir yıl geçti. Mezarı başında yapılan anmada, arşivinin akıbeti de belli oldu. Özatay’ın 60 yıllık kariyerini yansıtan dev arşiv, Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Araştırma Merkezi’ne (BEVFAM) devredildi. Merkez arşivi dijitalleştirip tasnif ettikten sonra kullanıma açacak.
Elinde fotoğraf makinesiyle 1966’dan itibaren yaklaşık 60 yıl boyunca Türkiye’nin yakın tarihine tanıklık etti Garbis Özatay. İsmet İnönü’yü de çekti, Bülent Ecevit’i de… İran Şahı Rıza Pehlevi’nin en sevdiği karelerden biri ona aitti. Yine Ürdün Kralı Hüseyin’in babası Kral Talal’ın Türkiye’de bir hastanede yattığını dünya onun fotoğrafıyla öğrendi. 1970’lerde Süleyman Demirel Boğaziçi Köprüsü’nün inşaatını denetlerken, 1979’da İstanbul’a gelen Papa II. John Paul, muhabir Reha Erus’a karşı gardını alırken yine Garbis Özatay deklanşöre basıyordu. 1996’da Kardak kayalıklarına Türk SAS komandolarının çıktığı anı dünya onun fotoğraflarından öğrendi. Özatay meslek hayatı boyunca sadece yakın tarihimizin önemli kişilerini ve olaylarını çekmedi. Türkiye’yi bir uçtan diğerine 11 defa dolaşarak sıradan insanın hayat yolculuğunu, darbelerle, ekonomik ve siyasi krizlerle, göçlerle, yaşamları sürekli değişen memleket insanının yaşam karşısındaki direncini de belgeledi.
Geçen yıl 79 yaşında, tam da 19 Ağustos’ta Dünya Fotoğrafçılık Günü’nde hayata gözlerini yumduğunda ondan miras kalan devasa arşivinin ne olacağı merak konusuydu.

ARŞİVİ MÜZE KOŞULLARINDA KORUMA ALTINDA
Önceki gün Garbis Özatay, Bağlarbaşı Surp Haç Mezarlığı’ndaki mezarı başında ailesi, dostları, meslektaşları tarafından anıldı. Anmada konuşan fotoğrafçı Orhan Cem Çetin, Garbis Özatay’ın arşiviyle ilgili sevindirici bir haber verdi ve arşivin ailesi tarafından Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Araştırma Merkezi’ne (BEVFAM) devredildiğini açıkladı. BEVFAM’ın proje danışmanı olan Orhan Cem Çetin, “Şu an arşiv müze koşullarında koruma altında. Büyük bir arşiv üzerinde çalışmaya başladık. Tamamını dijitale aktarıyoruz. Sonra da tasnif edip kullanıma açacağız,” dedi. BEVFAM’ın Garbis Özatay ile ilgili projeleri, arşivini korumak ve kullanıma açmakla sınırlı değil. Çetin, “Garbis Özatay basın fotoğrafçılığımızın en önemli isimlerinden biriydi. Onun fotoğraflarından oluşan bir de kitap hazırlığı içerisindeyiz,” diyerek bir başka müjdeyi de paylaştı.
Anmaya Garbis Özatay’ın foto muhabiri meslektaşlarından Kutup Dalgakıran, Ercan Arslan, Gökhan Karakaş, yıllarca birlikte çalıştığı Reha Erus, Nazım Alpman, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Sekreteri Banu Tuna da katıldı. Kiminin meslekten abisi, kiminin akranı olsa da Garbis Özatay’la ilgili anlatılanların ortak noktası onun insanlara sevgi ve hoşgörüyle yaklaşmasıydı. Nazım Alpman, Özatay’ın sadece foto muhabiri olmadığını, bir haber gibi sürekli notlar aldığını anlattı ve “Cebinde hep birkaç haber vardı. Canı sıkılınca bunlardan birini söyler, çıkar, o haberi yapmaya giderdik” dedi.

HER ZAMAN TETİKTE BİR FOTO-MUHABİRİYDİ
Reha Erus ise Özatay’ın, Papa II. John Paul ile kendisini birlikte gösteren kare sayesinde hayatının değiştiğini anlattı: “Spor muhabiriyken Papa’nın geldiğini öğrenip bir şekilde yanına kadar girmeyi başardık. Papa, spor muhabiri olduğumu öğrenince ‘Ben de gençliğimde boks yaptım’ diyerek bana yumruklarını gösterdi. O an Garbis fotoğraf çekiyordu. Dünyaya bu fotoğraflar Papa Türk gazetecilere karşı gardını aldı diye servis edildi. O haberle çok ödül aldım. İtalya’ya gittim, yıllarca İtalya’da gazetecilik yaptım.”
Arslan ile Karakaş ise Özatay’ın hem çok titiz çalıştığını hem de her an tetikte olup bir olayın en iyi fotoğraflarını çekmek için hep yaratıcılığını kullandığını aktardılar.
DALGAKIRAN: TÜRKİYE’NİN İLK KADROLU FOTOĞRAF EDİTÖRÜ
İstanbullu Garbis Özatay’ın kuyumcu atölyesinde çalışırken bir foto muhabirine dönüşümünün arkasında da olaylar karşısında refleks göstermesi var aslında. 1966’da, Yeniköy vapuru ile Yeni Galatasaray adlı motorun çarpışması sonrası hemen kazayı görüntülemek için sualtına dalıyor. Sualtında çektiği fotoğrafların Ara Güler aracılığıyla basına servis edilmesiyle gazetecilik hayatı başlıyor.
Önce Hürriyet Haber Ajansı’nda, sonra Türk Haberler Ajansı’nda çalıştı. Hayat Mecmuası’na çektiği fotoğraflar Abdi İpekçi’nin dikkatini çekti ve onun teklifiyle Milliyet’e geçti. Sonra Güneş gazetesinde fotoğraf editörü olarak çalıştı. Kendisiyle burada çalışan mesleğin usta isimlerinden Kutup Dalgakıran, “Basın tarihimizde bir gazetenin ilk kadrolu fotoğraf editörü Garbis Özatay’dır,” dedi. Ardından Cumhuriyet gazetesinde çalışan Özatay, 1994’te tekrar Milliyet’e geçti. Uzun yıllar da burada kaldı. 1997’de Sedat Simavi Fotoğraf Ödülü’nü, 2019’da Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü’nü kazanan Özatay, son olarak Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 2023-2025 döneminde Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapıyordu.
BEVFAM ARŞİVLERİ
Ondan geriye kalan arşive sahip çıkan BEVFAM, yeni sayılacak bir merkez. 2023’te kuruldu. Amacı tam da Garbis Özatay gibi önemli fotoğrafçıların arşivlerine sahip çıkmak. BEVFAM, Türkiye’de görsel ve kültürel mirasın parçası olan, risk altındaki fotoğraf arşivlerini korumayı; bireylerle, kurumlarla ve geçmişte yaşamış fotoğrafçıların varisleriyle işbirliği içinde bu arşivleri dijitalleştirerek Türkiye’nin düşünce, sanat ve kültür belleğine eklemlemeyi hedefliyor. Şimdiye kadar Mehmet Bayhan, Tuğrul Çakar, Nusret Elgin, Nusret Nurdan Eren, Sinan Koçaslan, Robert John Marshall, Mert Rüstem, Gülnur Sözmen ve Sinan Turan’ın arşivlerini dijitalleştirerek kullanıma açtılar. Şimdi sırada Garbis Özatay’ın arşivi var.





